30 October 2020 Artık siz de yazabileceksiniz

İran dış politikası ve ABD ilişkileri

Orta Doğu’da önemli bir aktör olarak öne çıkan İran, köklü uygarlığı, güçlü devlet geleneği, zengin kültürü ve dış politikadaki derin hafızasıyla dikkat çekiyor. Asya’nın güneybatısındaki İran’ın güneyinde Basra ve Umman Körfezi ve kuzeyinde Hazar Denizi olduğundan jeopolitik konumu bir hayli önem arz ediyor. İran’ın ayrıca Hürmüz gibi stratejik açıdan hayati öneme sahip bir boğazı denetlemesi bölgedeki rolünü pekiştiren bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.

Nüfusu 81 milyon, yüzölçümü 1 milyon 648 bin kilometrekare olan İran; Irak, Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan ile komşu. Zengin enerji kaynaklarına sahip ülkenin ekonomisi her ne kadar son zamanlarda sallantıda olsa da hareketli, canlı, güçlü bir ticaret sermayesi bulunuyor. Yolsuzluk, rüşvet ve usulsüzlük skandallarına yönelik tepkiye ve yüksek işsizliğe rağmen, yakın tarihteki benzin zammına kadar yönetime ilişkin tepkisi sistem içinde kalıyor ya da ciddi oranda bastırılıyordu.

İran ordusu da savaş deneyimi olan güçlü bir ordu olarak dikkat çekiyor. Ülkenin nükleer alanda izlediği faaliyetler de savunma ve güvenlik anlamındaki caydırıcılığını artırıyor. Ayrıca İran, geçmişini, jeopolitik konumunu, toplumsal yapısını ve kültürel arkaplanını bölgesel bir güç olma anlamında başarıyla kullanıyor. Dünyanın en büyük 2’nci doğal gaz, 4’üncü petrol rezervine sahip olan İran, hemen her zaman Batı’nın ilgi odağı oldu. İran da dış politikada özellikle enerji kartını önemli ölçüde değerlendiriyor.

Dış politikayı biçimlendiren faktörler

İran’ın dış politikasının şekillenmesinde tarihî, güncel, bölgesel ve küresel anlamda politik, ekonomik, askerî olayların yanı sıra ideolojik, dinî ve nükleer faaliyetleri kontekstinde teknolojik gelişmelerin etkisi dikkat çekiyor.

İran’ın tarihsel hafızası ve dış politikasını şekillendirerek bugünlere gelmesinde büyük rol oynayan 1. ve 2. Dünya Savaşı zamanlarında yaşadığı İngiliz ve Rus işgallerinin izlerini görmek mümkün. Öte yandan, daha çok nasyonalist, bağımsızlık sevdalısı ve devleti önceleyen Başbakan Muhammed Musaddık’ın 1953 yılında “Ajax Operasyonu” ismiyle tarihe geçmiş darbeyle CIA öncülüğünde ABD ve İngiltere tarafından koltuğundan edilmesi ve bu gelişmenin bir yansıması olarak da görülebilecek 1979’daki İslam Devrimi İran’ın bugünkü hâlini almasındaki kritik unsurlardandır.

1980-1988 yılları arasındaki 1 milyon insanın yaşamını yitirdiği İran-Irak Savaşı, 1991’deki Körfez Savaşı’nın ardından ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi İran’ın dış politikasını belirlemede kritik öneme sahip gelişmelerden. Bu yaşananlar sonrası, ABD ve onun bölgedeki en büyük yansıması olan İsrail’e karşıtlık gerek İran’ın iç siyasetinde gerek İslam coğrafyasında gerekse ABD ile az ya da çok problemi olan ülkeler arasında İran’ın destek görmesini sağlıyor.

Özellikle 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi’nden sonra başta ABD olmak üzere Batı’nın İran’a karşı takındığı tavır, 1980-88 yılları arasında devam eden İran-Irak Savaşı’nda toplu hâlde Irak’a verilen destek ve savaşın ardından İran’a uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar İran’ın bugün izlediği politikalarda büyük rol oynuyor.

İran, 1979 Devrimi ardından tamamen bağımsız bir dış politika çizgisinde ilerlemeye başladıkça ABD için düşman ve de tehdit hâline geldi. İran’ın ABD tarafından “terörü destekleyen ülkeler” listesine alınması, Afganistan ve Irak işgalleri sonrası adeta doğudan ve batıdan sarılması ve Basra Körfezi’nden kuşatılması İran’ı tedbirler almaya itti.

İran, dış siyasette radikal söylemleri, dini ve ideolojisini ön plana çıkarmasıyla bilinse de hemen herkesin kabul edeceği üzere İran diplomasisi pragmatik özellik gösterir ve böylece konjonktürden fayda sağlamayı ziyadesiyle bilir. Aslında İran’ın bu yaklaşımı hem İslam Devrimi’ni sürdürmesi hem ABD’ye karşı direnmesini, hem de bölgesel bir güç olarak öne çıkmasını sağlıyor. İslam Devrimi sonrasında ABD ile ilişkilerin kesilmesine ve İran üzerindeki ABD ambargosuna karşın iki ülke ilişkilerinde informal temaslar her zaman yapıldı ve de yapılıyor. İran-Irak Savaşı sonrası ABD’nin koyduğu ambargolar, İran’ı alternatifler aramaya zorlayarak Asya ve Avrupa’ya daha çok önem vermeye itti. İran, Soğuk Savaş sonrası oluşan tek kutuplu dünyada ABD’nin terörizm ve demokrasi kavramlarını öne çıkarıp Ortadoğu’ya işgaller yoluyla yerleşmesinden tedirgin ve de rahatsız olduğundan son yıllarda Rusya’nın Ortadoğu’da varlık göstermesini ve bölgedeki ülkelerle diyalogu ve ilişkilerini artırmasını memnuniyetle karşılıyor. Çünkü Tahran ve Moskova birbirlerine çok büyük destek ve önem veriyorlar. Rusya, İran’ın nükleer programını sonuna kadar destekliyor ve de tıpkı İran gibi ABD’nin Ortadoğu’da olması ve Batı’nın Suriye’de Esad’ı devirmeye çalışması Tahran’ı Moskova’ya, Moskova’yı da Tahran’a yaklaştıran önemli unsurlardan.

Gerek bu yakınlaşmayı gerekse İran ve Rusya’nın bölgede oynadığı aktif faaliyetleri gören ABD bir anlamda sahayı kimseye kaptırmak istemiyor. Suriye’de Şiilik vurgusu üzerinden Esad’a, Lübnan’da Hizbullah’a, Filistin’de Hamas’a ve de İslami Cihat örgütüne, Yemen’de Husilere destek veren İran bir zamanlar adeta kanlı bıçaklı olduğu Irak’ı öyle ya da böyle kontrol eder oldu. Irak’taki yakın zamandaki protestolara bakıldığında halkın hiç de azımsanmayacak bir kesmi İran’ın ülkelerinde oynadığı rolden şikayetçiydi. Şüphesiz İran’ın bu gücü kazanmasında 2003 yılındaki ABD işgali büyük paya sahip. Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından da oldukça kırılgan bir görüntü sergileyen Irak’ta oluşan güç boşluğu İran’ın bu topraklardaki nüfuzunu artırmasına nedeni.

Bu anlamda Washington’ın izlediği İran’ı çevreleyerek yalnızlaştırma ve onun rejimini değiştirme politikaları paradoksal şekilde Tahran’ın elini güçlendirdi ve bölgedeki etkinliğini artırdı. Örneğin 2001’de gerçekleşen 11 Eylül saldırılarından sonra ABD önce Afganistan’ı sonra Irak’ı işgal ederken bir taraftan İran’ın etrafını sardı öteki taraftan ise İran’ı iki büyük bölgesel rakipten kurtarmış oldu. Bu gelişmeler sonrasında İran, nüfusunun üçte ikisi gibi büyük çoğunluğu Şii olan Irak’ta ve azınlıkta olan Nusayrilerin yönetimde olduğu Suriye’de nüfuzunu daha da artırdı.

Bugün özellikle Haşdi Şabi gibi gruplarla milis gücünü ve bölgedeki etkisini iyiden iyiye hissettiren İran, 1970’lerde bir bakıma ABD tarafından “güvenilir müttefik” olarak nitelendirilirken en büyük düşmanlardan biri hâline geldi. ABD ve İsrail’in, İran’ı nükleer faaliyetlerinden vazgeçirmeye çalışmaları, uygulanan ambargolar, İran’ın çevrelenerek baskı altında tutulması ve yanlış bir adım atmaya zorlanması, psikolojik harbin hemen hemen tüm unsurlarının kullanılması gibi etkenler, başta ABD olmak üzere Batı’ya karşı toplumsal bir mutabakata varılmasının ve halkın diğer konularda otoriteden farklı düşünse bile iktidarın yanında olmasının en büyük sebeplerinden.

ABD’nin son olarak “efsane komutan” diye nitelendirilen, adeta uluslararası bir genelkurmay başkanı ve istihbarat lideri konumunda olan Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi örgütü yöneticilerinden Mehdi el-Mühendis’i öldürmesinin ardından İran’ın nasıl bir hamle ile ABD’ye cevap vereceği merakla bekleniyor. Düzenlenen suikast ABD’nin Orta Doğu’da yaptığı “en büyük stratejik hata” olarak nitelendiriliyor. Bu konuda İran’ın kısıtlı bir misilleme yapacağını düşünenlerin sayısı azımsanmayacak derecede olsa da çoğunluk İran’ın bölgeyi topyekûn bir savaşa sürükleyeceğinden korkuyor. Tahran ile Washington arasında nükleer bir çatışma beklenmese de ABD’nin başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkelerinde sahip olduğu üsler İran’ın ulaşabileceği noktalar arasında. Dünyada denizden taşınan petrollerin üçte ikisinin geçtiği Hürmüz Boğazı da İran’ın kullanabileceği bir diğer koz olarak dikkat çekiyor. Süleymani, Hürmüz Boğazı’na sahip olduklarının altını çizerek İran’a petrol satışı ambargosu getirilmesi hâlinde bölgedeki petrol ticaretinin engelleneceği duyurmuştu. Şiilerin çoğunlukta olduğu Irak’taki ABD’li petrol şirketleri, iç savaş sonrası İran’ın rejimin yanında yer aldığı Suriye’deki ABD unsurları, 11 Eylül sonrası Afganistan’a adeta yerleşen ABD’nin hâlen orada bulunan 10 bini aşkın askeri de yine İran’ın hedef alabileceği lokasyonlar arasında bulunuyor.

Etiketler: in Hayat
Banner
Related Posts

Kürsel İklim Değişikliği

6 Ocak 2020

6 Ocak 2020

İklim değişiklikleri ilerleyen günlerde iklimsel değişikliklerin yanında maliyet olarak devletleri ve bireyleri etkiler hale geleceğe benziyor.

Altınların peşinde koşan kadın!

6 Ocak 2020

6 Ocak 2020

1939 yılında, Karadeniz açıklarında seyir halinde olan SS Eocene isimli petrol tankerinin İngiliz kaptanı Robert E. Brett’e bir mesaj geldi. Gelen mesajdan sonra rotasında değişiklik yapan Kaptan Brett, birkaç gün sonra Romanya’nın Köstence şehrinde Britanya konsolos vekiliyle bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin asıl konusu: Nazilerden kaçırılması gereken yüklü miktarda altın için bir gemiye ihtiyaç duyuluyordu.

Atque haec coniunctio confusioque virtutum tamen a philosophis ratione quadam distinguitur

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Et non ex maxima parte de tota iudicabis? Si enim ita est,...

Haec quo modo conveniant, non sane intellego

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ergo ita: non posse honeste vivi, nisi honeste vivatur? Itaque nostrum est-quod...

Nihil enim hoc differt

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Quae cum dixisset, finem ille. Scientiam pollicentur, quam non erat mirum sapientiae...

Cur tantas regiones barbarorum pedibus obiit, tot maria transmisit?

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Quae tamen a te agetur non melior, quam illae sunt, quas interdum...

Quis non odit sordidos, vanos, leves, futtiles?

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ego vero volo in virtute vim esse quam maximam; Nam memini etiam...

Teneo, inquit, finem illi videri nihil dolere

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Quid enim de amicitia statueris utilitatis causa expetenda vides. Cui Tubuli nomen...

Virtutis, magnitudinis animi, patientiae, fortitudinis fomentis dolor mitigari solet

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Dic in quovis conventu te omnia facere, ne doleas. Cum autem in...

Qualem igitur hominem natura inchoavit?

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Quod mihi quidem visus est, cum sciret, velle tamen confitentem audire Torquatum....

Quis non odit sordidos, vanos, leves, futtiles?

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Duo Reges: constructio interrete. Sed tamen intellego quid velit. Ergo et avarus...

Nec tamen ille erat sapiens quis enim hoc aut quando aut ubi aut unde?

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Immo videri fortasse. Non est enim vitium in oratione solum, sed etiam...

Nam his libris eum malo quam reliquo ornatu villae delectari

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Haec et tu ita posuisti, et verba vestra sunt. Sextilio Rufo, cum...

Incommoda autem et commoda-ita enim estmata et dustmata appello-communia esse voluerunt

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. De ingenio eius in his disputationibus, non de moribus quaeritur. Non igitur...

Nunc haec primum fortasse audientis servire debemus

9 Ağustos 2018

9 Ağustos 2018

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Si enim ad populum me vocas, eum. Verum hoc idem saepe faciamus....

Comments
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir